Sabah odasına girdiğimde kendimi tanıttım. Cihazların arasında, yorgun ve halsiz bir şekilde yatıyordu. Nefes darlığı artmıştı. Başucunda duran kızı sessizce ağlıyor, bir yandan da babasının saçlarını okşuyordu. Ona; “Bugün seninle ben ilgileneceğim” diye söyledim. Hastama yaklaşıp yüzüne baktım, tebessüm ettim. O da bana baktı; gözlerinde biriken yaşların arasından hafifçe gülümsedi. Bir süre sonra hekim odaya geldi. Kızına, burada kullanılan cihazların artık yeterli olmadığını, yoğun bakım ortamında kullanılan cihazların kullanılarak tedavi sürecine devam edilmesi gerektiğini söyledi. O an odanın havası değişti.
Kızı bir anda feryat ederek ağlamaya başladı ve “Bu bir tür ölüm…” dedi. Hekim sakin ama ağır bir ses tonuyla “Yoğun bakıma alınıp entübe edilmezse de farklı bir son beklemiyoruz” dedi. Kızı hıçkırıklarını bastırmaya çalışarak kendini toparladı ve babasının yanına gitti. Ben de yeniden odaya girdim. Hastamın nefes almakta daha da zorlandığını görebiliyordum. Kızı bana dönüp umutla “Hemşire Hanım, biraz toparladı mı?” diye sordu. Monitörde satürasyon 80’i gösteriyordu. O an kelimeler üzerimden çekilip gitmiş gibiydi. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Hastamın duyabileceğini düşünerek olumsuz konuşmak da istemedim. “Elimizden geleni yapıyoruz” diyebildim sadece. Ama o da zor bir kararın eşiğinde olduğunu biliyordu. Bir an durup düşündüm: Ben olsam ne yapardım? Empati kurmaya çalıştım ama hiçbir cevap yeterli gelmedi. Zaman geçmek bilmiyordu. Kızı sürekli babasının ellerini öpüyor “İyileşeceksin babacığım” diyordu. Fakat hastam her geçen dakika biraz daha kötüleşiyordu. Kızı büyük bir çıkmazın içindeydi. Ya gözlerinin önünde babasının durumunun daha da kötüleşmesini izleyecekti ya da yoğun bakıma gitmesine izin verecekti. Bu ikileminin asıl sebebini biraz sonra açıklamak istedi ve babasının yoğun bakımdan çok korktuğunu iletti. Hep “Bana bir şey olursa beni yoğun bakıma yatırmayın” diye söylerdi, ama insan yine de düşünüyor… “Ya entübe olur da rahatlarsa? Ya acılarını artık hissetmezse?” Kızı uzun süre bu düşüncelerle boğuştu. Gözlerinde korku, çaresizlik ve sevgi vardı. En sonunda kararını verdi. Babasının yanında kalacaktı. Son anlarında ellerini tutacak, onu yalnız bırakmayacak, sevgisiyle son yolculuğuna uğurlayacaktı. Bende garip hislerle nöbetimi devredip çıkmıştım. Sabah yeniden geldiğimde ise hastanın ex olduğunu öğrendim. İçimde ağır bir acı hissettim. Molaya çıktım ve uzun süre o hastayı düşündüm. Hayat gerçekten çok garipti. Dün gözlerinin içine baktığın, sana tebessüm eden bir insan, bugün artık hayatta değildi.
Sonra kendimi bu satırları yazarken buldum. ‘’Beklemek kimine güzeldir, kimine acı. İçinde varsa bir parça umut diri tutar seni her sancı. Bizler şahitleriyiz bu bekleyişlerin her can bir hikâyesini emanet eder bize umut dolu yaşlı gözler olur o kapıda’’.
Bana sorsanız umut nedir diye; ‘sonunu bildiğin yolda yine de attığın adımdır’ cevabını veririm.
Hazırlayan: Kübra Kayalak
Acıbadem Bodrum Hastanesi
Onkoloji Hemşiresi


