Mucizeye Yolculuk

Tüm canlıların yaşam serüveni doğumla başlar. İnsanoğlunun doğum serüvenin başlamasına yakından şahitlik eden meslek grubu ise ebeliktir. Hemşirelik mesleğine severek başlayıp, mesleği sürdürmeye devam ederken kendi gebeliğim için endişe duyduğum ve gördüğüm kötü olaylardan çabuk etkilendiğim bir dönemdeydim. Spontane düşük ile sonuçlanan ilk gebeliğimin yaşadığım bu duygu durum değişiklerine etkisi büyüktü. Çalıştığım bölümde düşük tehditi, olumsuz sonuçlanan tüp bebek yapılmış olan gebelikler, ağlayan gebeler gibi örnekler ile sık karşılaştığımdan bu süreci kendi gebeliğim ile kıyasladığım dönemler olurdu. Dada sonra 2. kez hamile kaldım ve sorunsuz gebeliğim devam ederken, büyümüş karnım ile doğumhanede işleme aldığım missed abortus (fark edilmemiş düşük) hastalarıma karşı kendimi kötü hissettiğim zamanlarım çok olmuştu.

Yine günlerden bir gün servisimize erken doğum tehdidi tanısı ile bir gebe yatışı yapılacağı haberini aldık. Hasta ambulans ile klinikten acil olarak geliyordu. Demek ki durum gerçekten riskli ve önemliydi. Hastayı odaya aldığımızda hekimimiz hastanın kesin yatak istirahatinde olması gerektiğini, tuvalet için bile ayağa kalkmasının sakıncalı olduğunu belirtti. Aynı zamanda hastanın bacaklarının elevasyonda (kalp seviyesinden yukarı) olması ve o şekilde yatması gerektiği söyledi. Gebe ve baba adayını odada ilk gördüğüm anda yüzlerindeki endişenin ve olayın şokunun yarattığı ifadenin bende yarattığı burukluğu hala ilk andaki yoğunluğu ile hatırlayabiliyorum.

Henüz 25. gebelik haftasında olan hastam telaşlı gözlerle etrafa bakıyordu. Ben sağlıklı bir gebe olarak hastanın karşısında durup gerekli bilgileri almaya çalışırken, bir taraftan da kendimi onun yerine koyarak nasıl davranmam gerektiğini tayin etmeye çalışıyordum. Hekim hastayı odasında muayene ettikten sonra bizimle birlikte çıkacağı uzun tedavi yolculuğunun da ilk haberini almıştık. Hastamın rahim ağzında hunileşme mevcuttu, bu nedenle yataktan kalkmadan gebeliğinin takip edileceğini öğrendim. Bu durum hastamın yatışının uzun süreceğine işaret ediyordu. Hasta ve onun hemşiresi olan ben ile iki gebenin yolculuğu böylece başlamış oldu. Hasta ve eşi endişe, korku ve hüzün dolu duygulanımlar sonrasında ilk geceyi geçirdi. Ertesi gün hep birlikte durumu kabullenmiş ve endişemiz hafiflemiş şekilde daha güler yüzlü güne başladık. Tedavi ve bakımlar sırasında benim de hamile olduğumu fark ettiğinde hastam çok sevinmişti. Birbirimizle fikir alışverişi yapıyorduk, ben hastaya süreçle ilgili emosyonel destek sağlıyordum. Son adet tarihlerimize göre gebelik haftası olarak aramızda bir hafta vardı ve ikimizde kız çocuğu bekliyorduk.

Her gün büyük bir heyecan ve merakla USG kontrolleri yapılıyor, Damardan destek tedavileri devam ediyordu. Aralıklı olarak ağrı ve kasılmalar hissettiğinde NST ile kontrolleri yapılıyordu. Her NST sonucu hepimiz tarafından merakla bekleniyordu. Bebeğin kalp atışlarını duymak sevimli annemizin içine su serpiyor, yüzünde tebessümler oluşturuyordu. Her şey yolunda gitse de hastamın, bebeğini kaybetme korkusu bazı günler ağır basıyordu. Kızının bebek odasını kendisinin hazırlamaması, alışverişini bile son zamana kadar bekletmesi içindeki kaybetme korkusundandı. Kendi aramızda sohbet ederken benim bebeğim için yaptığım hazırlıkları soruyor, kendisinin bir süre daha hazırlıkları son zamana kadar erteleyeceğinden bahsediyordu. Karnımda bebeğimin hareketlerini hissettikçe onu daha iyi anlıyor ve korkusunu paylaşabiliyordum. Tedavi süreci uzun ve sabır isteyen bir yolculuktu ve her şey istediğimiz gibi gidiyordu. Henüz 28 yaşında olan hastam günlük rutin işlerini, öz bakımını kendisi yapabiliyorken şimdi yatağa bağımlı bir hasta haline gelmişti. Her vücut bakımında mahcup ve bağımsızlığı elinden alınmış biri olarak bakıyor, bize defalarca teşekkür ediyordu. Günler günleri kovaladı. Hastamız tam 41 günü sadece yatak içerisinde hareket ederek geçirdi. Artık 31. haftaya gelindiğinde, hekiminde izniyle hastamızı ilk olarak yatak kenarında oturttuk, bu süreçte hepimizin sevinci gözlerimizden okunuyordu. Artık her gün gebemizi yormayacak şekilde oda içerisinde küçük hareketler yaptırarak, zamanla gün içerisindeki aktivitelerini arttırarak gebeliğini takip ettik. Artık beklenen gün gelmişti. 32. haftaya giren gebemizi, doktorumuz sabah vizitin de, evine göndereceğini söylediği zaman herkes heyecanlanmıştı. Tam 47 günün sonunda hastamızı evine sağlıkla gönderiyorduk. Aradan haftalar geçmiş ve annemiz 37. haftaya girdiğinde yeniden katımızın koridorlarında görünmüştü. Bu sefer yüzünde gururlu, mutlu bir ifade ve bebeğine kavuşmanın heyecanı vardı. Kısa bir süre sonra da hayata gelme yolculuğunun bir kısmına şahit olduğumuz minik kız dünyaya gözlerini açmıştı. Hastamız korku dolu günlerin ardından bebeğini kucağına almıştı. Yaşanan o kötü anılar ve duygular bir küçük çığlıkla bütün hafızalardan yok olmuştu.

Hemşirelik hayatımın unutulmazlarından biri olan bu olayla mesleğimin gücünü o gün daha iyi kavramıştım. Bazen hüzünlü, bazen kahkahalı, çoğunlukla yoğun ve yorgun geçen mesai saatlerimizin sonunda bir miniğin kalp atışı, doğumdaki çığlığı veya emme çabası bütün yorgunlukları alıyordu.  Gün sonunda yüzümde bir gülümseme, aklımda yaşama yeni açılan yumuk gözler ile hastaneden ayrılmak niye bu mesleği seçtiğimi bana bir kez daha hatırlatıyor.

Hazırlayan

Setenay Durhan

Klinik Eğitim Hemşiresi

Acıbadem Bodrum Hastanesi

  • Paylaş

Önceki Yazı ESNO Kongresi Gerçekleşti...
Sonraki Yazı Diyabet- Bunları Biliyor Musunuz?

Yorumlar

Yorum Bırak

2020 - Acıbadem Hemşirelik - Tüm Hakları Saklıdır.