Saat: 18.00
Yoğun bakım ünitesinin kapısı bir kez daha açılır. Gündüz ekibiyle gece ekibi karşı karşıyadır. Devir teslim sadece bir bilgi aktarımı değildir; sorumluluğun, hayatların ve belirsizliklerin el değiştirmesidir.
“Elif Hanım sedasyon altında, stabil.”
“Ali Bey ajiteydi, takipte…”
“Ahmet Bey… Enfeksiyon şüphesi var, ateşi gün içinde yükselmeye başladı.”
Devir biter, kapı kapanır. Artık gece başlamıştır.
İlk saatler her zaman aldatıcı bir sakinlik taşır. Monitörlerin ritmik “bip… bip…” sesleri, ventilatörün düzenli soluk alıp verişi, infüzyon pompalarının aralıklı uyarıları… Hepsi bir orkestranın parçaları gibi uyum içindedir. Işıklar sabittir. Zaman akıyordur ama hissedilmez.
Esra Hemşire her yatağı tek tek dolaşır. Damar yolları kontrol edilir, infüzyonlar gözden geçirilir, hastaların pozisyonları düzeltilir. Birinin yastığı hafifçe kaldırılır, diğerinin eli tutulur. Yoğun bakımda temas, bazen tedavinin kendisidir.
Seçil Hemşire diğer odalarda aynı düzeni sürdürür. Ayşen Hemşire ilaç hazırlıklarını tamamlar. Hasta bakım personeli Sinan sessizce eksikleri tamamlar. Her şey yerli yerindedir.
Ta ki…
Saat: 22.15
Ahmet Bey’in vücut sıcaklığı gittikçe yükseliyor. Taşikardi başlamış. Kan basıncı ise giderek düşüyor. “Yoksa septik şok mu?”
Hemşire Esra, endişeli ama kontrollü bakışlarla monitörü izlerken Dr. İsmail Bey ile birlikte hastayı değerlendiriyor.
Esra Hemşire: “İsmail Bey, kan basıncı düşmeye devam ediyor.”
Dr. İsmail: “Arkadaşlar, hasta septik şoka giriyor. Kristalloid sıvıları artırın, inotrop desteğini hazırlayın.”
Esra Hemşire: “Vücut sıcaklığı 39.1°C’ye yükseldi.”
Dr. İsmail: “Tüm kültürler hızla alınsın. Soğuk uygulama ve antipiretik tedavi başlansın. Enfeksiyon hastalıklarıyla da görüşüyorum.”
Ortam bir anda hızlanır; ancak panik yoktur. Herkes görevini bilir. Ayşen Hemşire kültür alırken, Esra Hemşire sıvı tedavisini başlatır. İnotrop desteği hazırdır. Gözler sürekli monitörde “kan basıncı” artık daha fazla düşmemelidir.
Ayşen Hemşire: “Kültürler alındı. Soğuk uygulama ve antipiretik tedaviye başlıyorum.”
Dr. İsmail: “Başlayın. Antibiyoterapiyi genişletiyoruz, order geçiyorum. Yükleme dozlarını hızlıca uygulayalım.”
Esra Hemşire: “Kan basıncı 79/41 mmHg. İnotrop desteğini başlatıyorum.”
Dr. İsmail: “Hemen başlayalım. Kısa süreli Trendelenburg pozisyonu verelim. Organ perfüzyonunu korumamız gerekiyor.”
Ayşen Hemşire: “Antibiyotiklerin ilk dozları başlandı. Vücut sıcaklığı 38.7°C.”
Hasta bakım personeli Sinan, gerekli malzemeleri hızla getirir; alınan numuneleri vakit kaybetmeden laboratuvara ulaştırır. Soğuk uygulama paketleri düzenli aralıklarla yenilenmek üzere hazırlanır. Bu sırada Seçil Hemşire, diğer hastaları kontrol eder. Herkes Ahmet Beye odaklanmışken, o servisin genel dengesini korur: Tedaviler uygulanmış mı, hastalar rahat mı, uyku düzenleri nasıl…
Ve sonra… Bekleyiş başlar.
Saat: 02.30
“İsmail Bey, vücut sıcaklığı 37.4°C’ye düştü. Kan basıncı yükseliyor. Taşikardi geriledi.”
Dr. İsmail hafifçe başını sallar: “İnotrop desteğini azaltalım. Ellerinize sağlık.”
Antibiyotikler etkisini göstermeye başlamıştır. Kan basıncı toparlanır, ritim düzenlenir, ateş düşer. Organlar korunmuştur. “Ahmet Beyin yüzü yumuşar, terlemesi azalmış, solunumu sakinleşmiştir.” Sessizce uykuya dalar.
O an, herkes derin bir nefes alır.
Seçil Hemşire diğer hastalardan haber verir: “Tedaviler tamam. Hemodinamileri stabil. Uyuyorlar. Hadi biz de bir şeyler yiyelim.”
Gece kahvaltısında konuşulan yine Ahmet Bey’dir. Bir yanda başarmanın sessiz gururu, diğer yanda ihtiyatlı bir düşünce: “Ya tekrar ederse?”
Zaman kısa bir süreliğine yavaşlar.
Hastaların bakımları tamamlanmıştır. Koridorda hafif bir temizlik kokusu yayılmaya başlar. Temiz çarşafların ferahlığı, vanilyalı saç bakım bonesinin kokusuna karışır. Işıklar biraz kısılır. Hastalar uyur.
Ama nöbet uyumaz. Geceye direnen gözler, eldeki sıcak kahvelerle ayakta kalır.
Saat sabaha yaklaşırken, yeni bir günün ayak sesleri duyulur. Ve saat 08.00’e döndüğünde… Başka bir ekip kapıdan içeri girer. Devir yeniden başlar. Ve içeride değişmeyen bir gerçek vardır: “Bir hasta hayata tutunuyorsa, bir kalp hâlâ atıyorsa, bir yaşam ince bir çizgide dengede duruyorsa… Orada mutlaka bir yoğun bakım hemşiresi vardır.”
Hemşireler yalnızca tedavi uygulamaz. Hastalardaki değişimi ilk fark eden, krizi ilk karşılayan, yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizgide en uzun süre duran kişilerdir.
Ve çoğu zaman, bir hayatın devam etmesi, onların sessiz, dikkatli ve kararlı varlığına bağlıdır.
Hazırlayan : Ayşen ERGİNYAVUZ
Acıbadem Maslak Hastanesi
Genel Yoğun Bakım Hemşiresi


