Hemşirelik mesleğine adım attığım ilk gün, aslında sadece bir üniforma giymekle kalmamıştım; içimde filizlenen bir hayalin, hayatım boyunca bana yol gösterecek bir yolculuğun da kapısını aralamıştım. O an hissettiğim duygu, sıradan bir meslek seçiminin ötesindeydi. Kalbimde taşıdığım bu duygu ,yalnızca hasta bakımına dair bir sorumluk değildi; insanlara, meslektaşlarıma ve kendime dokunmama vesile olan yüreğimin en derinine kök salmış bir anlam ve bağlılıktı.
Daha o günlerden itibaren biliyordum ki, ben yalnızca hastaların yanında olmakla kalmayacak, aynı zamanda meslektaşlarımın gelişiminde, eğitiminde ve motivasyonunda da yer almak isteyecektim. Çünkü hemşirelik, benim için yalnızca bir iş değil, bir yaşam biçimi, bir değerler bütünü ve bir yolculuktu.
Yıllar geçtikçe bu düşünce içimde olgunlaştı. Çalıştıkça, gördükçe, insanlara temas ettikçe fark ettim ki, meslek yalnızca teknik bilgiyle sınırlı değil; insanı insan yapan tüm duyguları da içinde barındırıyormuş. İşte bu duygular beni bir gün klinik eğitim hemşiresi adayı olmak için adım atmaya cesaretlendirdi. Bu adımı atma düşüncem profesyonel bir sorumluluğun ötesinde kendi farkındalığımı keşfetme, güçlü ve zayıf yanlarımla yüzleşme , içsel dönüşüm yaşama arzusuydu.
Bir gün profesyonel birikimimi bilimsel bir üretime dönüştürmeyi başarabileceğimi düşünüyordum.Uzun bir süre bilimsel üretimin yalnızca akademisyenlere ait bir alan olduğunu düşünmüştüm. Araştırma yapan, makaleler yayımlayan insanların dünyası bana hep uzak gelmişti; bu yüzden yazıya döktüğüm cümleleri bile zaman zaman kendi içimde gölgelediğim anlar oldu.Meslekte ilerledikçe, sahada çalışan birçok hemşirenin de bilimsel araştırmalarda yer aldığını, literatüre katkı sunduğunu ve önemli çalışmalar ortaya koyduğunu gördüm. Bu farkındalık benim için hem duygusal hem de mesleki bir kırılma noktasıydı.
Hayallerin büyüklüğü değil, onlara atılan adımların cesareti belirleyici oluyor. Eğer cesaret göstermezsem, hayalim yalnızca bir düşünce olarak kalacak, zihnimde giderek solup yok olacaktı. İşte bu farkındalıkla, bir gün kalemi elime alıp ilk makalemi yazmaya başladım. O an hissettiğim heyecan hâlâ içimde taptaze. Konu seçmek, literatürü taramak, kaynaklara ulaşmaya çalışmak, defalarca yazıp silmek, cümleleri yeniden kurmak… Her biri hem yorucu hem de inanılmaz öğretici deneyimlerdi.
Bir paragrafı defalarca yazıp yeniden düzenlediğim oldu. Bazen kelimeler akmıyor, bazen zihnimdeki düşünceler kağıda dökülmek istemiyordu. Ama her seferinde sabırla yeniden başladım. Çünkü biliyordum ki, o satırlarda sadece bilgi değil; benim emeğim, sabrım, kararlılığım da vardı. Sonunda ortaya çıkan metni elime aldığımda gördüğüm şey, yalnızca bir akademik ürün değildi. O yazı, aslında özverimin, inancımın ve içsel yolculuğumun somut bir yansımasıydı.
Zamanla hemşirelik benim için yalnızca bir meslek olmaktan çıkıp bir tutkuya dönüştü. Hastaların yanında olmak, onların korkularını hafifletmek, gözlerinde güven duygusunu görebilmek; yalnızca profesyonel bir sorumluluk değil, insani bir yükümlülüktü.
Ekip arkadaşlarımla bilgi paylaşmak, onları motive etmek, birlikte öğrenmek de en az hasta bakımında hissettiğim kadar değerliydi. Bir meslektaşıma yeni bir bilgi aktardığımda gözlerinde beliren ışığı görmek, bana tarifsiz bir mutluluk verdi. O an anladım ki, bilgi paylaşmak yalnızca bir aktarma değil; aslında karşılıklı bir büyüme süreciydi.
Başlangıçta tek niyetim öğrendiklerimi paylaşmaktı. Fakat zamanla gördüm ki, aslında en çok öğrenen bendim. Geceler boyu uykusuz kaldım, sorumlulukların ağırlığı omuzlarıma çöktü. Zaman zaman kaygılarla, belirsizliklerle boğuştum. Öyle anlar oldu ki, aynaya bakıp kendi kendime sordum: “Gerçekten yapabilir miyim?”
Bu sorular, içimde fırtınalar kopardı. Fakat her fırtınanın ardından gelen sessizlikte saklı olan fısıltıların güçlü bir çığlığa dönüşmesi ,yanımda bana inanan insanların bakışlarında hissettiğim güven ve destek yeniden ayağa kalkmamı sağladı.
Onlardan aldığım güçle zayıf yanlarımı kabullenmeyi, onları dönüştürmeyi öğrendim. Güçlü yanlarımı ise daha da parlatmayı… Bir insanın gerçekten tek başına yürüyemeyeceğini, yol arkadaşlarının önemini bu süreçte kavradım.
Onların inancı ve desteği, bireysel çabamı toplumsal bir başarıya dönüştürdü. Her zor anımda bir bakış, bir söz, bir dokunuş bana ışık oldu. Öğrendim ki, insan tek başına yürüdüğünde yol çoğu zaman karanlık ve yorucu; ama yanında inanan, cesaret veren yol arkadaşları olduğunda her adım daha anlamlı, her durak daha aydınlık hale geliyor.
Bugün geriye dönüp baktığımda, bir zamanlar yalnızca hayalini kurduğum şeylerin gerçeğe dönüştüğünü görmek bana tarifsiz bir gurur veriyor. Bana yol gösteren, özveriyle destek olan, deneyimlerini cömertçe paylaşan, mesleki ve kişisel gelişimimde katkısı büyük olan
Eğitim ve Gelişim Hemşiresi Yasemin Arslantaş’a minnettarım. Kendisine ve her zaman yanımda duran ekip arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim.
Artık biliyorum ki bu yol yalnızca benim değil, hepimizin yolculuğu. Bundan sonra atacağım her adımda, taşıyacağım her sorumlulukta, elde edeceğim her başarıda onların payı olacak. Çünkü bu hikâye yalnızca bana değil; yanımda yürüyen, yüreğini ortaya koyan herkese ait…
Ve ben, bu yolculuk sayesinde yeniden doğdum.
Hazırlayan: Nuriye Özlem Taşkoparan
Acıbadem Kayseri Hastanesi
Kadın Doğum Hemşiresi


