Monitör Sesleri Arasında Bir Hayat

Yoğun bakımda zaman farklı işler. O gece de monitörlerin alıştığımız ritmiyle başlamıştı nöbet. Dosyaları kontrol edip odaları tek tek dolaşıyordum. Her şey olması gerektiği gibiydi. Hastalarımdan birinin genel durumu kötüydü. Hemofiltrasyon başlandı. Nadir uygulanan tedavilerden birini alıyordu. Hastanın değerleri yakından izleniyor, en küçük değişiklikte müdahale ediliyordu. Her izlenen değer, onun direncine ve bizim kararlılığımıza tanıklık ediyordu. Günler ilerledikçe bakım giderek daha yoğun hale geldi. Çok sayıda girişimsel işlem yapılıyordu. Durmadan, yorulmadan; tedaviye yanıt vermesi için her bir girişimi umutla gerçekleştiriliyordu. Acısı vardı, yorgundu ama buna rağmen her seferinde bakışlarıyla teşekkür eder ifadesi vardı. Konuşabildiği anlarda kibar, anlayışlı ve saygılıydı. Yoğun bakımın sert gerçekliği içinde bu tavır, insanın içini daha da burkuyordu. Çünkü o anlarda karşımızda sadece bir hasta değil, hayata tutunmaya çalışan bir insan vardı. Onu ilk gördüğümde tanıdık gelmişti. Televizyonda defalarca izlediğim bir yüzdü. Ama yoğun bakımda bunun hiçbir anlamı yoktu. Orada herkes aynıydı; kabloların, monitörlerin ve sessiz bekleyişin içinde sadece hayata tutunmaya çalışan bir insan vardı.

Zamanla fark ettim ki, ben aslında bir insanın hayatının son dönemlerine eşlik ediyordum.  Bakımı sırasında çoğu zaman mutsuz görünürdü ve bazen de utanır gibi başını çevirirdi. O anlarda konuşurduk. Küçük şeylerden bahsederdik. Bazen motive etmeye çalışır, bazen sadece yanında dururduk. Bir gün, düşük sesle bir şarkı mırıldandı. Biz de eşlik ettik. Yoğun bakımda nadir yaşanan, kısa ama çok gerçekçi bir andı. O an, her zorluğa rağmen insan ruhunun direncini ve küçük mutlulukların değerini bizlere hatırlattı.

Elimizden gelen her şeyi yaptık. Müdahaleler, tedaviler, bekleyişler… Ama yoğun bakımda her emek her zaman iyileşmeyle sonuçlanmaz. Bir noktada mücadele başka bir şekle bürünür. Çünkü yoğun bakımda bazen kazandığımız şey bir hayat değil, bir insanın son yolculuğunda yalnız olmadığını göstermekten ibarettir.

Sonunda, tüm çabalara rağmen hastamızı kaybettik. Servis yine sessizdi. Monitörlerin sesi değişti, sonra durdu. Dosya kapandı. Dışarıda hayat devam ediyordu.

O gün şunu bir kez daha anladım: Yoğun bakımda kim olduğun değil, ne kadar savunmasız olduğun kalır geriye.

Ve bazen mesleğimiz, bir insanın son yolculuğuna saygıyla eşlik etmektir.

 

Hazırlayan: Goncagül Özdemir

Acıbadem Kartal Hastanesi

GYBÜ Klinik Eğitim Hemşiresi

2020 - Acıbadem Hemşirelik - Tüm Hakları Saklıdır.