Henüz hemşirelik ikinci sınıf öğrencisiyken hematoloji servisine ilk adımımı attım. O dönemler staj yıllarım olduğu için her yeni alan içimde farklı bir heyecan uyandırıyordu. Ancak bu kez hissettiğim bambaşkaydı. Çünkü ilk defa kapalı bir alanda, kanser hastalarıyla birebir temas edecektim. Alana adım attığım anda bir ekip ile karşılaştım ve daha önce yalnızca adını duyduğum kemoterapi ilaçlarını alan, uzun süreli yatışları nedeniyle burayı adeta evi gibi benimseyen hastalar vardı. Zor geçen ama asla pes etmedikleri bir mücadele içindeydiler. O günlerde tanık olduğum bu mücadele, ekip ruhu ve hastalarla kurulan bağ, içimde derin bir iz bıraktı. Hastaların aldıkları tedaviler, yaşadıkları psikolojik süreçler ve hemşire arkadaşlarımın yaklaşımı beni derinden etkiledi. İşte o an, bir gün hematoloji hemşiresi olma hayali içime doğdu. Bugün ise o hayalin peşinden gitmiş ve mesleğimin dördüncü yılına ulaşmış bir hematoloji hemşiresiyim. Geçen yıllar içinde yalnızca mesleki değil, insani olarak da çok şey öğrendim. İlk yıllarımda sadece hematoloji hastalarıyla ilgilenirken, zamanla farklı onkolojik branşlardan hastaların da bakım süreçlerine dahil oldum. Kanser, türü ne olursa olsun yalnızca bir hastalık değil; hastaların hayatlarında derin izler bırakan bir mücadele süreciydi. Tanı anından tedavinin sonuna kadar uzanan bu yolculukta her hasta, kendi savaşının kahramanıydı. Saçları döküldüğü için başlarına taktıkları bandanalar, serum askısını taşıyan elleri, yüzlerinden eksik olmayan maskeleri…Tüm bunlar benim gözümde birer zırh gibiydi. Her hastam, kansere karşı sessiz ama güçlü bir savaş veriyordu. Ben ise bu savaşta onların yanında duran, yaşadıklarına tanıklık eden ve çoğu zaman en kırılgan anlarında onlara eşlik eden bir hemşireydim. Bu hikâyelerden biri var ki ne zaman hatırlasam içimde derin bir sızı bırakır.
Ö.K., daha önce tanı almış ve tedavi sürecini tamamlamıştı. Bu kez pnömoni tablosu ile servisimize yatışı yapılmıştı. İlk beklentimiz, uygulanan antibiyotik ve destek tedaviler ile enfeksiyonu kontrol altına alarak kendisini sağlıklı bir şekilde taburcu etmekti. İlk günlerde her şey yolundaydı. Nefesi rahattı, koridorda yürüyebiliyor, eşiyle birlikte vakit geçiriyor ve zaman zaman bizimle sohbet ederek hayatından kesitler paylaşıyordu. Ancak günler ilerledikçe tablo değişmeye başladı. Solunum paterni bozuluyor, kan değerleri beklenen düzeyde toparlanmıyordu. Yapılan ileri tetkikler sonucunda hastalığın nüks ettiğini öğrenmek, başta kendisi ve ailesi olmak üzere hepimiz için oldukça sarsıcıydı. Bu noktadan sonra zamanla yarış başlıyordu. Hızlıca başlanan tedaviye rağmen bağışıklık sistemi giderek baskılandı. Enfeksiyon ilerledi. Gün geçtikçe enerjisi azaldı, yemek yemekte zorlandı ve en temel ihtiyacı olan nefes almak bile onun için ciddi bir çabaya dönüştü. Bu süreçte bir hematoloji/onkoloji hemşiresi olarak her gün kan değerlerini yakından takip ediyor, enfeksiyona yönelik bakımını planlıyor, pansumanlarını titizlikle yapıyor ve gerekli tüm önlemleri alıyordum. Solunumunu desteklemek adına birlikte egzersizler yapıyor, her anlamda yanında olmaya çalışıyordum. BPAP cihazına bağlandığında süreci her zaman sakince ve anlaşılır bir şekilde anlatıyordum. Aramızda oluşan güven duygusu sayesinde tedaviye uyum sağlıyordu böylece süreci birlikte daha yönetilebilir hale getiriyorduk. Hatta zamanla BPAP cihazında bağlı iken kendini bir astronot gibi hissettiğini söylüyor, beni ise onu bu yolculuğa hazırlayan kişi olarak görüyordu. Bu benzetme, zor bir sürecin içinde küçük ama kıymetli bir umut alanı yaratmıştı. Bir gün torunu, onun için bir kahraman hikâyesi yazmıştı. O hikâyeyi bizimle paylaştığı an, odada hem bir tebessüm hem de tarifsiz bir hüzün vardı. Yapılan tedavilere rağmen hastalık ilerlemeye devam etti. Enfeksiyon tablosu ağırlaştı ve süreç sepsise dönüştü. Bu, hematoloji hastalarında en kritik ve en zorlayıcı tablolardan biriydi. Birlikte geçirdiğimiz son nöbette durumu daha da ağırlaştı. Oksijen yetersizliğine bağlı yoğun bir panik içindeydi. Nefes almak onun için sadece fiziksel bir ihtiyaç değil, adeta bir mücadeleye dönüşmüştü. O anlarda ellerimi tutup yanından ayrılmamamı istemişti. Bu sadece bir temas değildi. İçinde bulunduğu korkuyu, çaresizliği ve aynı zamanda bana duyduğu güveni hissedebiliyordum. Bu nedenle hastalığını iyileştirmese de güvende olduğunu, yalnız olmadığını söyleyerek onu hafifletiyordum. Fakat zaman ilerledikçe solunumu daha da zorlaştı. Tüm müdahalelere rağmen artık yoğun bakım ihtiyacı kaçınılmazdı. Yoğun bakıma geldiğimizde gözlerinde hem bir korku hem de garip bir kabulleniş vardı. Hiçbir şey söylemedik ama aslında her şeyi söyledik. Onu teslim ederken elim yavaşça elinden ayrıldı. O an içimden geçen tek şey bunun son vedamız olduğuydu ve birkaç gün sonra da kayıp haberini aldım. O günden sonra ne zaman onu düşünsem, elimi tuttuğu o an gözlerindeki endişe ve birlikte verdiğimiz mücadele zihnimde canlanır.
Hemşireliği seçerken en büyük motivasyonum insanların hayatlarına dokunmak ve onlarda iz bırakmaktı. Ancak zamanla şunu fark ettim ki bu meslekte iz bırakan yalnızca biz değiliz. Aynı zamanda hastalarımız da bize izler bırakıyor. Ö.K.’nın hikâyesi benim için bir kayıp ama aynı zamanda da farkındalıktı. Bu meslekte her zaman kayıplar olacak fakat bununla birlikte iyileşen, yeniden hayata tutunan hastalarımız da olacak. Geçen dört yıl bana yalnızca mesleki birikim değil, insani anlamda da büyük bir farkındalık kazandırdı. Bir insanın anlaşılma ihtiyacının, güven duygusunun ve yanında birini hissetmenin ne kadar kıymetli olduğunu öğrendim. Bazen en büyük destek, sadece bir el tutmaktır ve bugün şunu çok daha iyi biliyorum ki hemşirelik yalnızca bir meslek değil; aynı zamanda bir sanattır.
İnsanı anlamanın, hissetmenin, yanında olmanın ve bazen tek bir dokunuşla bile güven verebilmenin sanatıdır. Bizler bu sanatın içinde bir insanın en kırılgan anlarına dokunan, onunla aynı duyguyu paylaşan kişileriz. Bugün hâlâ her nöbete bu bilinçle geliyorum.
Yeni bir hikâyeye eşlik edeceğimi, ben iz bırakırken, onların da bende iz bırakmaya devam edeceğini biliyorum.
İz bırakanlar unutulmaz.
Hazırlayan: Nilgün Hancı
Acıbadem Atakent Hastanesi
Hematoloji Hemşiresi


